Bodrum Simulasyonu

Bodrum Simulasyonu

Bugün uzun uzun yazıp son üç buçuk ayımı anlatmak istiyorum, Bodrum’da geçen yaklaşık üç buçuk ayı. Tam tarihleri hatırlamasam da galiba Haziran ortasından Ekim başına kadar genel olarak Bodrum’da yaşadık Dilara ile. Bu süreçte Temmuz ortası bir 3 hafta İstanbul’a geri geldik, bir de benim günübirlik birkaç seyahatim oldu, onun dışında hep Bodrum’daydık.

Dolu dolu geçti bu süreç. Arkadaşlarımızın bol olduğu günler geçirdik, aile ile beraber olduğumuz günler geçirdik, Dilara ile baş başa tatil yaptığımız günler oldu, ikimizin de sabahtan akşama mesai yaptığı günler oldu (ki herhalde büyük çoğunluk bunlardır), doktora gittiğimiz günler oldu, Bodrum merkeze inip gezindiğimiz günler oldu, benim sabah uçağa binip akşam döndüğüm günler oldu. Kısacası içinde türlü türlü hayat parçasının olduğu bir yaklaşık üç buçuk ay oldu. Bir nevi mini bir Bodrum’da temelli yaşıyor olma simulasyonu.

Nasıl Anlatsam, Nerden Başlasam

Hani tam neyi anlatacağını bilemez ya insan, bu da anlatmak istediğim şeylerin yoğunluğundan dolayı öyle bir yazı. Böyle durumlarda en iyisi baştan başlayıp sırayla anlatmak. Yukarıda bahsettiğim gibi biz ilk olarak Haziran ortası gibi Bodrum’a gittik. O zaman daha aklımızda böyle 3 ay Bodrum’da kalırız gibi fikirler yoktu. Dilara’nın 2 haftalık bir izni vardı. Biz de her zaman olduğu gibi tatilimizi yapmaya Bodrum’a gidelim dedik. Daha doğrusu Dilara için tatil, benim için ise daha çok bir yer değiştirme. Corona’dan dolayı benim işler zaten o ara en dipteydi. İstanbul’da da evden pek dışarı çıkmıyordum. Ha İstanbul ha Bodrum, nereden çalıştığım pek fark etmiyordu. Neyse.

Normalde Bodrum yaz tatillerimizi Dilara’ların yazlıkta yapıyordık. Ama bu yaz orası kirada olduğu için annemlerin Boğaziçi köyündeki yazlığına geldik. Çok detaya da girmeye gerek yok aslında. 2 hafta tertemiz, kafamızı dinlediğimiz güzel bir tatil oldu. Ben işlerimi de hiç bir aksaklık olmadan yürüttüm. Dilara için de çok dinlendirici oldu. Çok güzel bir 2 hafta oldu. 2 haftanın sonunda İstanbul’a döndük. Şimdi tabi kendime soruyorum o zamanlar neden sadece 2 hafta kaldık orada diye. Aslında somut bir neden var tabi. Dilara’nın 1 hafta sonra girmesi gereken bir sınavı vardı. O yüzden dönmek zorundaydık. Ama sınav olmasaydı da dönerdik gibime geliyor. İş aslında daha çok kafada bitiyor. O zamanlar daha kafamızda oluşmamıştı sadece 1-2 haftalık değil daha uzun süreli Bodrum’da kalabileceğimiz fikri.

İstanbul Arası, İkinci Bodrum Seferi

Neyse. 2 hafta sonunda biz İstanbul’a döndük. Zaten döner dönmez de ben tekrar ne zaman Bodrum’a gideceğiz diye gün saymaya başladım. 1 hafta geçti, Dilara sınavına girdi çıktı. O ara planımız şöyleydi. Dilara’nın sınavından 2 hafta sonra kurban bayramı tatili dolayısıyla, bir kısmına arkadaşlarımızın da dahil olacağı, yine 2 haftalık bir tatil ayarladık. Hatta plan tam olarak şu şekildeydi. 2 haftayı üçe bölersek eğer; ilk kısmında arkadaşlarla tatil yapacaktık, ikinci kısmında annemlerle beraber olacaktık, son kısımda da Dilara ile ikimiz baş başa kalacaktık. Bunların hepsi Bodrum’da tabi. Buraya kadar net her şey. Ama Dilara’nın sınavından sonra neden hemen Bodrum’a gitmedik de 2 hafta bekleyip gittik, orasını bilmiyorum. Diyorum ya işte o anda biz hala temelli Bodrum’da kalabiliriz kafasında değildik. Öyle kolay kolay da gelmedi o kafa. Anlatacağım birazdan ama ikinci 2 haftalık tatil bitip de üzerinden 1 hafta daha geçince falan anca bu fikir olgunlaşmaya başladı kafamızda.

Neyse. Sonuç olarak biz İstanbul’da toplamda bir 3 hafta geçirip tekrar Bodrum’un yolunu tuttuk. Bu sefer biraz daha hareketliydi durumlar. Arkadaşlar geldi gitti, annemler geldi gitti derken hızla geçti zaman. En son biz Dilara ile ikimiz kaldık. Bizim de normalde plan 2 haftayı tamamlayıp tekrar İstanbul’a dönmekti. İlk o günlerde bu işi biraz daha uzatmak geldi aklımıza. O da sadece 1 hafta falan. 1 hafta daha kalırız döneriz diyorduk.

Bodrum’da yaşamak büyük özgürlük ama işte evden çıkma özgürlüğünün bile kısıtlandığı durumlardan bu kafa yapısına geçiş yapmak demek ki öyle hızlı olmuyormuş.

Corona Mentalitesi

Tabi bence bu duruma çok şaşmamak lazım. Şimdiye kadar çok değinmedim ama o günlerde, ki hala devam ediyor, herkesin fikirlerini, düşüncelerini etkileyen bir Corona gerçeği vardı. Mart’ta Corona olayı Türkiye’de başladığında biz İstanbul’daydık. Ve herkesle beraber evlere kapandık. Nisan geçti, Mayıs geçti, hep evlerde durduk ki zaten yasaklar da vardı o zaman. Hatta Ramazan bayramı planları da herkesin iptal oldu. O zamanlar bırak Bodrum’a gidip 3 ay kalmayı düşünmeyi, evden çıkıp markete bile gidemiyorduk haftasonu. İnsan bu koşulların etkisi altında kalıyor. Bodrum’da yaşamak büyük özgürlük ama işte evden çıkma özgürlüğünün bile kısıtlandığı durumlardan bu kafa yapısına geçiş yapmak demek ki öyle hızlı olmuyormuş. Ama neyse. Sonuç olarak biz ikinci 2 haftalık tatilimizin sonunda Bodrum’da kalışımızı 1 hafta daha uzatmaya karar verdik.

1 Haftalar

Aslında bu 1 hafta uzatma bile bizi tam olarak ya şimdilik Bodrum’da kalalım işte, ileride durumlara bakarız kafasına getirmedi. Galiba düşüncemiz şuydu: 1 hafta daha kalalım şimdilik, muhtemelen haftanın sonunda döneriz, ha baktık hala dönmemizi gerektirecek önemli bir iş yok, o zaman belki 1 hafta daha uzatırız kalışımızı. Hala 1 hafta 1 hafta kafası yani. Artık ikinci uzatışımızda mı yoksa üçüncü uzatışımızda mı bilmiyorum ama bir noktadan sonra en sonunda saldık ve bıraktık bu uzatma, dönüş tarihi belirleme işlerini. Durumların pek değişeceği yok, kalalım işte şimdilik burada, havalar soğuyunca falan bakarız dedik.

Bu noktadan sonra aslında biraz rahatladık da çünkü önceden hep 1 hafta sonra döneceğiz diye sürekli bir toplanma planı yapıp duruyorduk. Biz artık süresiz kalmaya karar verdiğimizde işte herhalde Ağustos başı gibiydi, ya da Ağustos ortası gibi belki. Ondan sonra Ekim’e kadar, tam olarak 4 Ekim 2020, Bodrum’da kaldık.

Biliyorum öyle çok uzun süreler değil tabi bunlar yine de. Sonuçta bir yere tatil diye gidip yıllarca orada kalmadık. Ama süreler kısa olsa da mentalite olarak değişik oldu bizim için. Belki Kasım’a kadar kalırız diyorduk aslında ama benim işlerim İstanbul’da biraz yoğunlaşınca İstanbul’a dönmek daha mantıklı hale geldi. Neyse, sonuç olarak süre uzun veya kısa ikimiz için de İstanbul’a bağlılığımızı ve bağımlılığımızı güzelce test ettiğimiz bir üç buçuk ay oldu.

Denizin, doğanın içinde yaşamayı birçoğumuz İstanbul gibi şehirlerde kendimize lüks haline getiriyoruz maalesef. Sanki bunlar yılda max 2 hafta sahip olabileceğimiz şeylermiş gibi.

Ara Corona Notu

Corona’nın hiç savunulacak bir tarafı yok tabi. Ben şanslıyım, ki o da şimdilik, yakın çevremden ciddi hastalık geçiren olmadı. Ama arkadaşlarımın çevresinden kötü haberler aldım malesef. Biz belki şimdilik şanslıydık 3 ay Bodrum’a yerleşebildiğimiz için Corona saysesinde. Yoksa Dilara’nın işi zaten İstanbul’da mesai. Hadi ben bir şekilde kendimi ayarlasam bile Corona olmadan Dilara için böyle bir şey mümkün değildi. Ama tabi herhangi bir şeye, bu kadar insan ölürken “Corona sayesinde” demek insanı rahatsız ediyor.

Kafada Olup Biten Şeyler

Sonuç olarak öyle ya da böyle yukarıda anlattığım şekilde yaklaşık 3.5 ay Bodrum’da yaşadık Dilara ile. Denizin, doğanın içinde yaşamayı birçoğumuz İstanbul gibi şehirlerde kendimize lüks haline getiriyoruz maalesef. Sanki bunlar yılda max 2 hafta sahip olabileceğimiz şeylermiş gibi. Birçok insan için işinden dolayı durum böyle tabi, buna diyecek bir şeyim yok. Ama benim gözlemlediğim insanların kafada da bunu böyle saymaları. Yani insanların çoğunun iş ile ilgili zorunluluklarını kaldırsan, ne kadar bir çoğunluk yeni özgürlüklerini kullanır bilmiyorum. Baksana biz Bodrum’dayken bile 1 hafta 1 hafta şeklinde uzattık kalışımızı uzun bir süre. Hiçbir zorunluluk yokken mental olarak hemen çıkamadık o bir yere bağlı olma düşüncesinden. Bir analoji vardı, kuşlarla ilgiliydi galiba. Kuşları elde tutup bir süre beklettikten sonra eli açınca kuşlar hemen uçmazlarmış, hemen anlamazlarmış artık tutsak olmadıklarını. Yanlış hatırlıyor olabilirim ama bu şekilde bir şey bizimki de.

Herkes gitsin doğada yaşasın demiyorum tabi. Betonun rahatlığını sevmek de kötü bir şey değil bence. Ama işte kimse farkında bile değil neye ne şekilde tutsak olduğunun. Kim bilir benim de şu anda farkında olmadığım böyle başka ne tutsaklıklarım var sadece kafamda olan. Biraz denemek, zorlamak lazım bir şeyleri. Kafada olmaz diye kestirip atmamak lazım. Bazen olabiliyor da gayet. Ha gerçekten olmuyorsa da sorun değil. En azından görmüş, öğrenmiş olursun. Muhtemelen bunu yaparken de biraz daha kendini tanırsın.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.