Günlük Parçaları – 1

Beşiktaş Abbasağa Parkı

5.10.2016 – Beşiktaş/Ev

Çalışmak hakkında bu aralar çok düşünüyorum. Kendimce bazı doğrular bulmaya çalışıyorum. Dün çok yoğun bir gündü benim için. Bir seyahatten yeni dönmüştüm ve birçok iş birikmişti. Sabahtan uyuyana kadar planlı bir şekilde çalıştım, birçok iş hallettim. Gün bittiğinde çok yorgundum ama aynı zamanda gururluydum. Birçok iş halletmiş olmaktan, hedeflerime ve hayallerime bir adım daha yaklaşmış olmaktan belli bir haz duyuyordum. Beni tek rahatsız eden konu gün içinde kitap okumak, spor yapmak gibi her gün yapmak istediğim şeylere zaman ayıramamış olmaktı.

Ertesi gün kalkınca kahvaltımı yapıp kendimi dışarıya attım. Kargoya bir paket bırakmak ve para çekmek gibi küçük birkaç iş hallettikten sonra spora gitmeyi planlıyordum. Dışarıya çıkınca ilk farkettiğim şey aniden kendimi iyi hissetmek oldu. Tam olarak emin değilim neden bu şekilde hissettim. Yürümekten ve dışarıda olmaktan hep keyif almışımdır ama bu sefer hissettiğim duygu bundan biraz farklıydı. Galiba önceki gün eve kapanıp bütün gün iş yaptıktan sonra, çalışmayıp kısa bir süreliğine de olsa hayattan zevk almak bende bu hissettiklerime sebep oldu. Hal böyle olunca da ister istemez doğru olanın ne kadar çalışıp ne kadar hayattan zevk almak olduğunu sorgulamaya başladım.

Son birkaç yıldır zaten böyle tecrübeler yaşayıp duygularımı gözlemledikçe bu konuyu sık sık düşünüyorum, ama hala bir sonuca varabilmiş değilim. Açıkçası varılabilecek tek bir sonuç veya doğru olduğundan da hiç emin değilim.

İkilemler…

Kafamda farklı farklı seçenekler var. Bunlardan bir tanesi hazır gençken ve enerjim yerindeyken çok çalışıp ileride rahat etmeye bakmak. Galiba toplumda da en çok kabul gören yol bu. Ama düşündükçe, enerjimin yüksek olduğu bu yılları sadece çalışmaya harcamak çok saçma geliyor. Ki “üç gün sonra geberir gideriz, hayatın tadını çıkarıp, anın farkına varmalıyız” gibi düşünceleri hesaba katmadan söylüyorum bunu. Biri bana 100 yaşına kadar yaşayacağımı garanti etse yine de ileriki yıllarımı garantiye almak için bütün zamanımı çalışmaya harcayacağımı zannetmiyorum.

Şimdi bunları okuyunca belki dersiniz e sen zaten kafanda bitirmişsin bu şimdi çok çalışma fikrini, hala neyi sorguluyorsun. Düşününce hakikaten ben de böyle düşünüyorum ama pratikte bunu kendimde her zaman gözlemleyemiyorum. Hem çalışıp hem de biraz hayatın tadını çıkardığım günlerde, ve bunu dengeli yaptığıma inandığım günlerde, yine de daha çok çalışabilirdim, çalışsaydım hedeflerime daha çok yaklaşacaktım, bu şekilde ileride yapmak isteyeceğim şeylerin hepsini yapamayacağım şeklinde düşüncelere kapılıyorum. Tabi “olsun, bilinçli bir şekilde hem çalışıp hem hayatın tadını çıkarıyorum, bu normal bir şey” de diyorum ama bu tarz ikilemlerden bir türlü kurtulamıyorum. Hep kafamda acaba doğru şeyleri mi yapıyorum düşüncesi oluyor.

Bunlardan bir tanesi hazır gençken ve enerjim yerindeyken çok çalışıp ileride rahat etmeye bakmak. Galiba toplumda da en çok kabul gören yol bu.

Hayattan Zevk Almak Derken?

Burada biraz da çalışmaktan ve hayattan zevk almaktan neyi kastettiğimi anlatmak istiyorum çünkü bu kavramların insanlar için çok farklı anlamlara gelebileceğini düşünüyorum. Çalışmak benim için para kazanmak veya bir hedefime, örneğin küçük bir eticaret sitesi kurmak gibi, ulaşmak için yaptığım aktivitelerin tümü. Hayattan zevk almaktan kastettiğim ise çalışmak, yani para kazanmak veya bir hedef için yaptığım aktivitelerin dışında, hoşuma gittiği, keyif aldığım için yaptığım şeyler; mesela müzik dinleyerek uzun yürüyüşlere çıkmak. Tabi bunların iç içe geçtiği de oluyor. Çalıştığım işler zevk aldığım şeyler de oluyor, hatta bunun hep böyle olması için büyük çaba sarfediyorum. Ama doğal olarak para kazanmak veya bir hedef uğruna yaptığımız işlerin her zaman keyif aldığımız işler olması çok zor, hatta belki biraz ütopik.

Neyse, konumuza geri dönecek olursak, çalışmak ve bana keyif veren şeyler yapmak arasında bir denge kurmakta zorlanıyorum. Galiba emin olduğum tek şey bunların bir dengede olması gerektiği. Çünkü sadece birini yapmanın kendimi mutsuz ettiğini görebiliyorum. Bir denge kurmak şart, o denge nedir bilmiyorum.

Ya Katil Başkasıysa?

Aslında bazen belki de zaten ben bu dengeyi beni idare edecek kadar kurmuşumdur ama bakış açım yanlıştır diye düşünüyorum. Belki de her dakika geriye bakıp neyi yanlış, neyi eksik yaptım diye düşünmek de çok mantıklı değil. Belki de az çok dengeli olup, uçlara gitmeyip, genel anlamda hem çalışıp hem hayattan zevk almak bana bu konuyu sürekli sorgulatmamaya yetmeli.

Veya belki de kendime yapamayacağım hedefler koyduğum için sürekli daha fazla çalışma zorunluluğu içinde hissediyorumdur kendimi. Bu da olabilir. Kendime yüksek hedefler koyduğum veya koymaya çalıştığım bir gerçek. Bunlara bazen kafayı çok takıp, zaten olması çok zor hedeflerin olmayınca beni yine de mutsuz ettiği de bir gerçek. Ama üzerinde uğraşsam da daha küçük hedefler koymayı kendime yediremiyorum. Daha fazlası mümkün, neden hedefimi küçülteyim diyorum. Aslında sonunda çok bir şey değişir mi emin değilim. Hedef küçük olsun büyük olsun ben belki yine aynı miktarda çalışacağım. Bilemiyorum. Belki hedeflerimi küçültsem, yine aynı miktarda çalışacağım ama hedeflerimi tutturup, daha fazla çalışmam gerekiyordu diye kendimi üzmeyeceğim sürekli. Bilmiyorum, belki.

Belki de her dakika geriye bakıp neyi yanlış, neyi eksik yaptım diye düşünmek de çok mantıklı değil. Belki de az çok dengeli olup, uçlara gitmeyip, genel anlamda hem çalışıp hem hayattan zevk almak bana bu konuyu sürekli sorgulatmamaya yetmeli.

Sonuç olarak bu aralar bu çalışmak ve hayatı yaşamak konularını, bunların arasındaki dengeyi, neyin yanlış neyin doğru olduğunu, ortada bir doğrunun veya yanlışın olup olmadığını, varsa benim neyi doğru neyi yanlış yaptığımı düşünüp duruyorum. Fikirlerim var ama ötesi pek yok şimdilik. Belki ileride bazı cevaplar bulurum. Bulana kadar denemeye, gözlemlemeye, öğrenmeye, değişmeye devam.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.