Amerika’da Üçüncü Yıl

Amerika'da Üçüncü Yıl - Yeni Ev

Amerika’da üçüncü yılım MBA’in bitmesi ve Vistaprint’te işe başlamam ile başladı. Amerika’da İkinci Yıl yazımda bahsetmiştim birazcık, bu geçiş bende hızlı oldu. Vizeyle ilgili bazı konulardan dolayı okul bittikten sonraki yaz Türkiye’ye gidemeyecektim, o yüzden bekletmeden işe başladım. Galiba arada sadece 3 hafta vardı okulun bitişi ve benim işe başlamam arasında.

Uzaklara Taşınma

Amerika’da üçüncü yılın benim için en kayda değer yanı galiba bu yılın başında taşınmam. Taşınmanın kendisi aslında çok büyük bir olay değil. Benim asıl bahsetmek istediğim neden gidip de şehrin birazcık dışında, tek başıma bir eve çıkmak istediğim.

Şehrin dışında kısmını açıklaması kolay. İki yıl boyunca iki oda arkadaşımla beraber kaldığımız evin lokasyonu çok iyidi ama ev eskiydi. Eski olmasından kaynaklanan herkesin tahmin edeceği sorunlar çıkarıyordu. Ben bunlardan sıkılmıştım ve bana bu sorunları çıkarmayacak yeni bir eve çıkmak istiyordum. Boston’da uygun fiyata yeni bir evde kalmak istiyorsan da ya yüksek kiralar vermek zorundasın, ya da şehrin biraz dışında bir yere taşınmalısın. Tek başıma çok yüksek bir kira verebilecek bir maaşım olmadığı için de birazcık şehrin dışına taşınmayı seçtim.

Neden tek başıma eve çıkmayı istediğime gelince bunun bir nedeni benim klasik bir Başak burcu olmam. Bazı konularda biraz titizim. Bunlardan birisi de ev dağınıklığı. İki oda arkadaşıyla beraber yaşamak açıkçası beni bu yüzden biraz yormuştu mental olarak. Herkesin farklı alışkanlıkları var, bunlara da alışıyorsun sonuçta bir süre sonra. Ama insan benim kadar titiz olunca ve sonuçta beraber yaşadığımız için bir yerde bir orta yol bulmak gerekince, bu orta yolu bulmak bir süre sonra bir yorgunluk bıkkınlık getirebiliyor.

Biraz İstanbul’da yaşamaya alışmak gibi benim için bu aslında. Şehrin kalabalığını ve sürekli acelesini sevmiyorum ama bir yerden sonra bunu düşünmemeye başlıyorum, buna alışıyorum. Ama farketmeden bu beni her geçen gün daha çok yoruyor. Alışmış olduğum için bunun yarattığı mental yorgunluğu başka bir şehire gidince ancak anlayabiliyorum. Bunun gibi bir yorgunluktan kurtulmak için tek başıma bir yere çıkmak istedim.

Yine de iş sadece titiz olduğum için tek başıma bir ev istiyorum değildi bence. Açıklaması biraz zor ama galiba biraz yalnız kalmak da istiyordum. Bazen kendime diyorum bazı insanlar arkadaşlarıyla vakit geçirerek, konuşarak mental olarak dinlenirler, bazı insanlar ise yalnız kalarak. Ben kesinlikle yalnız kalarak dinlenenlerdenim. Bunun dışında önceki birkaç yazımda da bahsettiğim gibi zaten Boston’da öyle aman aman bir arkadaş çevresi olan çok sosyal bir insan değildim. Belki yeni bir işe başlıyor olmam, bir nevi yeni bir hayatın başlıyor olması da beni tek başıma bir eve çıkmaya itti. Tam olarak analiz etmek zor o zamanlar ne düşündüm ne hissettim bu konu ile ilgili ama tek başına eve çıkmam istememde bu düşüncelerin de bir şekilde etkisi olduğunu hissediyorum.

Amerikada-Üçüncü-Yıl-Taşınma-Dilara
Dilara

Sonuç olarak şehrin biraz dışında, tek başıma, yeni bir eve çıktım. Türkiye’ye gidemediğim için o yaz Dilara beni ziyarete gelmişti. Tam bu taşınma zamanlarına denk geldi. İyi de oldu. Bana yardım etmesinden çok bu geçiş anlarında yanımda olması bence benim için birçok şeyi kolaylaştırdı. Belki o olmasa bu biraz daha yalnız ve izole hayata geçiş beni fazla karamsar duygulara iterdi.

Kitaplar ve Küçük Şarap Şişeleri

MBA’in ikinci yılı civarı kitap okuma hevesimde büyük bir artış olmuştu. Belki bu ikinci yılın çok yoğun veya stresli olmayan bir döneme denk gelmesi de bu hevesimin artmasında etkili olmuştur. Kitap okuma hevesim tek başıma eve çıkınca artarak devam etti. Belki de fırsatını bulmuşken lise ve üniversite yıllarında yeterince okuyamamamın acısını çıkarttım bilemiyorum. Çok da iyi oldu çünkü şu anda kendimi başarılı düşündüğüm bütün konularda, okuduğum romanlar olsun, kişişel gelişim kitapları olsun, hepsinin büyük pay sahibi olduğunu düşünüyorum. Bu da başka bir yazı için güzel bir konu olur sanırım.

Açıklaması biraz zor ama galiba biraz yalnız kalmak da istiyordum. Bazen kendime diyorum bazı insanlar arkadaşlarıyla vakit geçirerek, konuşarak mental olarak dinlenirler, bazı insanlar ise yalnız kalarak. Ben kesinlikle yalnız kalarak dinlenenlerdenim.

Evde tek başıma kitap okumalarıma da çoğu zaman kırmızı şarap eşlik etti. Zaten içkiyle arası iyi olan birisiyim. Amerika’ya ilk geldiğimde craft biralar ilgimi çekmişti. Birçoğunu deneyip olaya biraz hakim olana kadar belli bir zaman geçti. Sonrasında biranın sıvı tüketiminden baymaya başladıktan sonra kırmızı şarap ilgimi daha çok çeker oldu.

Küçük şarap şişeleri esprisi ise şöyle. Normal bir şişe şarabı açtığımda genelde bitiremiyordum. Sonrasında da malum tadı çabuk bozuluyor, ziyan oluyor. Markette normal bir şişe şarabın dörtte biri büyüklüğünde şarap şişelerini farkettim. Şu uçaklarda verilenler gibi. Zaten bunları dörtlü paketler halinde satıyorlardı. Yani teknik olarak yine normal bir şişe şarap almış oluyorsun ama dört ayrı şişeye bölündüğü için tek seferde içmezsen geri kalanı bozulmuyor. Benim sorunumu çok güzel çözdükleri için bunlara dadandım. Çoğu zaman kitap okurken bu küçük şişeler bana eşlik eder oldu.

Amerikada-Üçüncü-Yıl-Küçük-Şarap-Şişeleri
Sutter Home – Cabarnet Sauvignon

…şu anda kendimi başarılı düşündüğüm bütün konularda, okuduğum romanlar olsun, kişişel gelişim kitapları olsun, hepsinin büyük pay sahibi olduğunu düşünüyorum.

İş Hevesi

Vistaprint, stajlarımı veya asistanlıklarımı falan saymazsak benim ilk ciddi işim. İnsan hem hevesli hem de heyecanlı oluyor ilk işinde. Galiba bu heves ve heyecan sayesinde de benim işteki ilk yılım hem başarı hem de işin keyifli olması açısından çok güzel geçti. Benim şansıma Vistaprint’in rahat ve keyifli bir iş ortamı vardı. İş arkadaşlarımın çoğunu sevdim. Zaten galiba ilk senemin sonunda terfi alacak kadar çalışmamın altında da bu faktörler var.

Amerikada-Üçüncü-Yıl-Vistaprint
Vistaprint

Öyle paso mesai yaptım falan gibi anlaşılmasın, zaten Vistaprint pek öyle mesai yapılacak bir yer değil. Ne yalan söyleyeyim elektronikten mezun olup da MBA falan okuduktan sonra öyle çok da zor gelmedi zaten iş hayatı. Sadece özverili bir şekilde çalışıp görevimi yapmak yetti de arttı diyebilirim.

Büyük Rutinlere Giriş

Tabi bu heves falan insanı bir yere kadar götürüyor. İlk yılın sonlarına doğru yeni işin heyecanı pek kalmadı. İnsan kafayı kaldırıp bakmaya başlayınca zaten anlıyor iş hayatı ile beraber bazı şeylerin fazla aynı kalmaya başladığını. Bunu beyaz yaka işleri için söylüyorum, diğerleri konusunda pek bilgim yok. Ama masa başı beyaz yaka işlerinin getirdiği ve bence çoğu insanın genel olarak bir fikri olsa bile çok irdelemediği tehlikeli bir rutin kavramı var.

Sadece işe git gel yemek ye yat uyu tekrar işe git rutininden bahsetmiyorum. Bunun dışında genel olarak insanın hayat tarzı da bir rutine giriyor. Ne bileyim mesela insanların çeşitli hobileri var. Kimisi düzenli halı saha yapıyor, kimisi fotoğrafçılıkla ilgileniyor falan ama sanki bu hobiler bile bütün beyaz yakalar için çok benzer şekilde ilerliyor. Herkesin zamanını ne şekilde böldüğü birbirine çok benziyor. Veya arkadaşlarla buluşmalar bile herkesin arkadaşı farklı olsa da herkes için çok benzer şekilde ilerliyor. Benzer sayıda arkadaşlar, arkadaşlarla yapılan benzer şeyler. Ne kadar sık arkadaşlarınla görüşüyorsun, arkadaşlarınla neler yapıyorsun diye sorsalar muhtemelen herkes aynı cevabı verecek.

Amerikada-Üçüncü-Yıl-Fazıl-ve-Utku
Fazıl, Utku ve Ayı

İlk yılın sonlarına doğru ben fazlasıyla bu rutine girdiğimi hissettim. Ha öyle çok şikayet ettiğim bir konu değildi aslında bu. Sonuçta ilk hevesi kalmasa da işimi seviyordum, biraz birikim bile yapmamı sağlayacak bir maaşım vardı, iş dışında kendime ve hobilerime ayıracak bol bol zamanım vardı, arkadaşlarımla sık sık görüşüyordum. Hayatımdan şikayetçi değildim ama bu rutinin artık bundan sonra çok değişmeyeceği fikri biraz garipti benim için.

Şehre Geri Dönüş

Taşınmayla başlayan bu yıl taşınmayla bitti diyebilirim. Kira kontratımın bitimine yakın bir sonraki dönem için ciddi bir zam yaptıklarını söylediler. Ben de evin artan kiraya pek değmeyeceğini düşünüp yeni ev bakmaya başladım.

Açıkçası yeni ev ile ilgili de hevesimi almıştım. Ev illa yeni olsun diye ekstra kira vermek pek mantıklı gelmemeye başlamıştı. Bir yandan da şehirden uzak olmak birazcık yormaya başlamıştı. Yukarıda bahsettiğim gibi bu eve taşınırken biraz kendi başıma kalmak istiyordum ama bu senenin sonuna doğru bu konuda biraz rahatladım. Şehre ve arkadaşlarıma daha yakın olmak daha mantıklı gelmeye başladı.

Şansıma o aralar işten bir arkadaşım kendine krediyle bir ev almıştı. Kredi borcunun yükünü biraz hafifletmek için de kendine bir oda arkadaşı arıyordu. Evin kendisi ve yeri de çok güzeldi. Arkadaşla da uyumlu gibi gözükünce iyi fırsat diye düşünüp bu eve taşındım. Gerçekten de şansıma sonrasında kendisiyle çok iyi anlaştık. Böylece Amerika’dan Türkiye’ye dönmeden önce kalacağım son eve de taşınmış oldum.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.