Bir Kendi İşini Kurma Hikayesi

Bir Kendi İşini Kurma Hikayesi

Yaklaşık altı yedi yıldır kendi işimi yapıyorum. Bu durumdan da çok memnunum. Kendi işini yapıyorsun diye her şey mükemmel olmuyor tabi. Herkese göre değil kesinlikle. Artısı eksisi çok. Farklı bir dünya. Ama bana göre bir dünya. Neyse, bütün bunları başka zaman konuşuruz. Ben merak edenler için kurumsal hayattan çıkıp kendi işimi kurmamın hikayesini anlatmak istiyorum.

Prologue

2015 sonlarına doğru Amerika’da 9-6 beyaz yaka bir işte çalışıyordum. Aynı zamanda da Türkiye’ye temelli dönüş planları yapıyordum. Tabi doğal olarak bu planlar arasında öne çıkan bir konu Türkiye’ye döndüğümde ne iş yapacağımdı. Son zamanlarda Amerika’daki şirketimden (bkz: Vistaprint) memnun olsam da çalıştığım pozisyondan çok memnun değildim. Pozisyon benim istediğimden fazla teknik bir hal almaya başlamıştı. Ben ise ürün yöneticisi / proje yöneticisi gibi pozisyonlara kaymak istiyordum. Bu yüzden Türkiye’de de bu alanda iş arayışlarına başladım. Çalışmak isteyeceğimi düşündüğüm şirketlerdeki arkadaşlarımla iletişime geçtim.

Açıkcası bu iş arayışları çok ciddi değildi benim tarafımdan. Öncelikle çok acele etmek istemiyordum. Zaten Amerika’dan Türkiye’ye dönmek hayatımda büyük bir değişiklik, koştur koştur yeni bir işe girmeye çalışmanın bir anlamı yok diyordum. Ama daha önemlisi bütün bu değişiklikler etrafında kendi işimi kurma düşüncesi iyice öne çıkmaya başlamıştı.

Kendi İşini Kurma Fikirleri Loading

Son birkaç yıldır zaten girişimcilik çok ilgimi çekiyordu. Belki ürün yöneticisi / proje yöneticisi gibi alanlara ilgi duymamın da bununla bir ilgisi vardır. Tek bir konuda uzmanlaşmaktansa, bir şeye farklı farklı yönlerden bütüncül bir şekilde bakmak hep daha hoşuma gitmiştir. Bir ürün geliştirip bunu bir start-up haline getirme fikri benim çok ilgimi çekiyordu.

Zaten biraz hobisel, biraz da ileride belki bir yerlere varır hevesiyle çeşit çeşit fikirlere kafa patlatıp kendimce projeler üzerinde çalışıyordum işten ve sosyal hayattan boş kalan zamanlarda. Kendimi kod yazma konusunda geliştiriyor, bazı websiteleri kurmaya çalışıyordum. Bunlar zaten benim hobisel olarak da ilgimi çeken şeyler ama altta yatan belki bunlar bir start-up’a dönüşür düşüncesi de hep vardı.

Bunun yanı sıra kendi işimi kurmakla ilgili başka ilgimi çeken bir konu da giderek 9-6 mesaili kurumsal hayattan pek tat almamaya başlamamdı. Özellikle işte öğrendiğim şeyler azalıp her şey iyice rutinleşmeye başladıkça geçimimi sağlamak amacıyla haftada harcadığım 45 saat bana çok yavan gelmeye başlamıştı. Bir şekilde bu 45 saati kendim kontrol etmek, kendi istediğim şekilde harcamak istiyordum. Gerekirse 45 değil 70 saat çalışayım ama kendi istediğim, beni daha fazla tatmin eden şeyler üzerinde çalışayım istiyordum. Bu düşünce de beni sürekli kendi işimi yapma fikrine itiyordu.

Haftada 45 saat çok uzun bir süre insan hayatında. İnsanın ömründe uyanık olduğu zamanın neredeyse yarısı. Bu kadar büyük bir zaman dilimini insanın benim gibi yavan olarak tanımlamıyor olması lazım. Kesinlikle işinden mutsuz olan her insan gitsin kendi işini kursun demiyorum. Ama insan hangi işte ne şekilde çalışacak olursa olsun harcadığı zamanın buna değip değmediğini sorgulaması; değmediğini düşünüyorsa da bir şeyleri değiştirmesi lazım.

Noktalar Birleşiyor

Kafamda bütün bu fikirler dolanırken, Türkiye’ye temelli dönüyor olmak benim için kendi işimi kurma konusunda bir fırsat olarak görünmeye başladı. Genellikle kurumsal hayatı bırakıp kendi işini yapmayı düşünenler kurumsal hayatın verdiği çeşitli hayat güvencelerini bırakma konusunda tereddüt yaşıyorlar. Bir işten istifa edip maceraya atılmak riskli geliyor, ki riskli bir şey zaten. Ama ben zaten Türkiye’ye döndüğüm için işimden her koşulda istifa edecektim o yüzden böyle bir tedirginliğim yoktu.

Açıkcası kendi işimi kurmayı deneyeceksem zamanlama olarak da iyi bir zaman gibi geliyordu bana. 25 yaşındaydım o zamanlar. 1-2 yıl kendi işimi kurmayı denesem, sonra da başarısız olup kurumsal hayata dönmek zorunda kalsam 1-2 yıllık bir boşluk çok da büyük bir kayıp olmaz gibi geliyordu. Zaten üniversiteyi bitirip üstüne MBA yaptığımda 22 yaşındaydım daha. Birazcık yeni bir şeyler denemeye ayıracak zamanım vardı.

Önemli bir konu da tabi kendi işimi kurmayı denerken beni 1-2 yıl idare edebilecek finansal birikimim olmasıydı. Amerika’da çalışırken biraz birikim yapabilmiştim. Dolar-TL kuru da sağolsun bu birikim Türkiye’de beni bir süre idare edebilecekti. Kendi işimi kurmaya çalışırken en azından taş kemirmeyeceğim diye içim rahattı bu konuda.

Evdeki Hesabın Çarşıya Uymaması

Bütün bu yukarıda anlattıklarım en sonunda bir karara dönüştü. Türkiye’ye döndükten sonra bir işe girmektense 1-2 yıl kendi işimi kurmayı deneyecektim. Zaten bahsettiğim gibi halihazırda birkaç proje de vardı kafamda. Türkiye’ye dönüp bunları denemeye karar verdim.

Müdürümle konuşup temelli Türkiye’ye döneceğimi, bu yüzden işten ayrılmak istediğimi söyledim. Hem ben onlardan hem onlar benden memnunlardı o yüzden biraz şaşırtıcı bir haber oldu. Neden ayrılmak istediğim hakkında konuştuk. Şirket ile ilgili bir durum olmadığını Türkiye’ye temelli dönmek istediğimi anlattım. Biraz Türkiye’de ne iş yapacağımdan da konuştuk. Şimdilik kurumsalda başka bir iş bakmadığımı söyledim. Anlayış gösterdiler, ama müdürüm benden kesin istifamla ilgili birkaç gün süre istedi yine de.

Bu birkaç günlük sürenin sonunda müdürüm bana bir teklifle geldi. Türkiye’ye döndükten sonra uzaktan onlar için çalışmaya devam etmemi istedi. O zamanlar Covid falan yok tabi. Uzaktan çalışmak, hele ki başka ülkeden, büyük olay. Bizim şirketin farklı ülkelerde çeşiştli ofisleri olduğu için bir tık daha alışık oldukları bir durumdu bu uzaktan çalışma işi ama bu şekilde evden çalışabileceğim bir teklifi beklemiyordum.

Bu teklif aklımı baya karıştırdı tabi. Düşününce müthiş bir fırsat. Hem Türkiye’ye döneceğim, hem de halihazırdaki işime devam edip Türkiye’de dolarla Amerika’da aldığım maaşı almaya devam edeceğim. Ama bir yandan da yukarıda bahsettiğim gibi kurumsal hayatta kalacaksam pozisyon değiştirmek istiyordum. Bu teklifi kabul edersem pozisyon değiştirme işi imkansızlaşacaktı çünkü hem uzaktan çalışıp hem de yeni bir pozisyona geçme işi pek mümkün değildi. Hadi bunu da geçtim, en önemlisi, bol bol düşünüp kendi işimi yapma kararını vermiştim ve bu konuda çok heyecanlıydım. Eğer bu teklifi kabul edersem kendi işimi kurma hayallerim suya düşecekti.

Her ne kadar kendi işimi kurmayı deneme konusunda çok heyecanlı olsam da sonunda böyle bir teklifi kabul etmemenin aptallık olacağına karar verdim. Amerika ile uzaktan çalışmak beni saat farkından dolayı zorlayacaktı ama şirket bu konuda bana esneklik sağlayıp Amerika saatine yüzde yüz uymamı beklemiyordu, bir orta yol bulabiliyorduk.

Kafamdaki projelere yandan yandan devam etmek bir opsiyondu. Ki zaten öyle de yapacaktım işten kalan kendi zamanımda. Ama içten içe biliyordum ki kendi işini kurmak istiyorsan, özellikle başarılı olmak istiyorsan, bütün odağını o işe ayırmadan öyle yandan yandan biraz zor olur o iş. Böylelikle benim kendi işimi kurma maceram biraz ertelenmiş oldu.

Hayaller Hayatlar Fırsatlar

Türkiye’ye döndüm ve yukarıda bahsettiğim yandan yandan yapmayı planladığım projelerin hiçbiri pek bir yere varmadı. Birazcık işin doğası böyle zaten, çoğu fikir bir yere varmıyor çünkü sana iyi fikir gibi gelseler de iyi fikir olmuyorlar. Ama zaten bir yere varacak olsalar bile benim bu konulardaki tecrübesizliğim, bilgi eksikliğim ve bunları halihazırda tam zamanlı bir işte çalışırken gideremiyor olmam bu projelerin bir yere varmamasında en büyük etkendi.

Ha ben tabi bırakmadım bu işlerin peşini. Üzerinde çalışılabilecek yeni fikirlerin, projelerin sonu yok sonuçta. Bir şeylerin işe yaramadığını göre göre insan işe yarayan şeyleri keşfediyor. Ama Türkiye’ye dönmemin üzerinden kısa bir süre karşıma çıkan bir fırsatla bu benim kendi işimi kurma çalışmalarım bir anda hızlandı.

O zamanlar bunu bilmiyordum ama girişimciliğin büyük bir kısmı hayatta karşınıza çıkan fırsatları değerlendirmekmiş. Ben olayı daha çok oturursun bir fikir bulursun, bir iş planı üretirsin, sonra da bunu hayata geçirmek için çalışırsın diye düşünüyordum. Ki zaten böyle, ama sadece böyle değil. Bazen fikir, iş planı, insanlar kendiliğinden senin karşına çıkıyorlar; senin yapman gereken o anda hazır olmak ve fırsata sarılmak oluyor.

Alican ve ortağı Alkın iş toplantısında

İlk Adım

Yakın bir arkadaşım beni bir gün bir arkadaşıyla tanıştırmak istediğini söyledi. Beraber buluştuk. İkisi bir iş fikri üzerinde çalışıyorlardı ve benim kendilerine bu iş fikrinin hayata geçmesi konusunda yardımcı olup olamayacağımı sordular. Ben zaten yeni iş fikirlerine meraklı olduğum için yardımcı olmaya çalışacağımı söyledim ama benim katkımın dışarıdan destek vererek mi yoksa takımın bir üyesi olarak mı olacağı gibi konular çok net değildi. Şimdi düşününce vay be nereden nereye diyorum ama hikayenin sonuna atlamayalım.

Bir iki ay bu iş fikri üzerinde çalıştık ama detaylı inceleyince kısa sürede bu fikir üzerinde ilerlemenin bizim için çok mantıklı olmayacağına karar verdik. Tabi üçümüz de iş konularında girişken insanlarız. Bir gün başka ne yapabiliriz diye oturmuş düşünürken bizim arkadaş neden sağlık turizmi ile ilgili bir şeyler yapmıyoruz diye ortaya bir fikir attı. Aslında üçümüzün yetenek ve becerilerini düşününce çok mantıklıydı. Birimiz doktordu, kendisinin halihazırda sağlık sektörü ile ilgili bilgisi vardı. Birimiz yurtdışından Türkiye’ye çeşitli hizmet ve ürün almak için gelen yabancılarla ilgili çeşitli işler yaptığından bu konularda tecrübeliydi. Ben ise işin websiteleri ve dijital pazarlama konularında tecrübeliydim, dijital kanallardan müşteri bulma konusunda yardımcı olabilirdim.

Başladık bu iş fikri üzerinde çalışmaya. Birkaç ay sonra sağlık turizmi ile ilgili bu iş fikrimizin devam etmeye değer olduğuna karar verdik ve işleri biraz daha resmileştirdik. Hepimiz üçte bir ortak olacak şekilde şirketimizi kurduk. O zamanlar çok farkında olmasam da böylece kurumsal hayattan çıkışımın temelleri atılmış oldu.

Dar Zamanlar, Zona Yolu

Tabi şöyle bir sorun vardı ki bu yeni şirketimiz için ortada kendimizden başka yatırımcı yoktu. Bu yüzden de şirketin bize geçimimizi sağlayacak bir maaş falan ödeme gibi bir durumu yoktu. Hal böyle olunca hepimiz halihazırdaki işlerimizi devam ettirirken bu yeni işi kendimize birer ek iş şeklinde yürütmeye başladık. Bir süre bu şekilde devam edelim işin durumuna göre ileride ne yapacağımıza karar veririz dedik. Böylece benim belki de hayatımdaki en yoğun aylarım başlamış oldu.

Bir yıldan fazla bir süreyi gündüzleri yeni kurduğumuz iş için, akşamları ise Amerika’daki işim için çalışarak geçirdim. Benim için biraz zor zamanlardı açıkcası. Uyandığım andan itibaren çalışmaya başlıyor, yatana kadar çalışıyordum hemen hemen her gün. Yoruluyordum haliyle. Ama beni asıl zorlayan her şeyin belirsizliğiydi.

Yeni kurduğumuz iş geliştikçe çok fazla kararsızlığa düşmeye başladım. Hatırlarsınız Amerika’daki şirketteki pozisyonum beni zaten fazla tatmin etmiyordu, ama gelir bakımından vazgeçmesi zor bir işti. Orası güvenli limandı. Yeni kurduğumuz iş ise gittikçe gelişiyordu ve bir noktada en az bir ortağın full-time şirket ile ilgilenmesi gerekecekti. Beni tatmin eden, yapmak istediğim şeyin kendi işim olduğunu biliyordum. Ama daha hala bu iş tamam biz buradan yürürüz noktasına da gelememiştik. Amerika’daki işi bırakıp tamamen kendi işime geçmek çok riskliydi. İşin doğası gereği yeni kurulmuş bir şirketin geleceğini kestirmek çok zor oluyor. Riski azaltmak için bekleyip görmek gerekiyor. Ama bunun da doğru zamanını bulmak imkansız gibi. Çok beklersen bu sefer fırsatlar kaçabilir, şirket zarar görebilir.

Birçok kez Amerika’daki işi bırakıp tamamen kendi işime geçiyorum diye karar verip sonra biraz daha beklemeye karar verdim, bkz: Günlük Parçaları – 2. Hayatımda büyük bir belirsizlik haline geldi bu ve açıkcası beni biraz yıprattı. Buna bir de günde iki işte birden çalışmanın fiziksel yorgunluğu eklenince hayat biraz zorlaştı haliyle. Tam bu sıralarda Zona oldum. Artık bütün bu stres ve yorgunluktan mı oldu yoksa tesadüf mü bunun cevabını modern tıbba bırakıyorum. (Zona olduğum zamandan bir yazı: Günlük Parçaları – 7)

Ama şöyle de bir not düşmek istiyorum. Evet bu şirketin ilk kurulduğu bir yıllık süreçte baya yoruldum ama yine de içten içe çok fazla halimden şikayetçi olmadığımı düşünüyorum. İnsan bir hedefi hayali uğruna çalıştığı zaman motivasyonu kendiliğinden geliyor, isteyerek çalışıyor. Bir şeyler başarmanın tatmin duygusu da bununla birleşince insan yorulsa da mutlu kalabiliyor. Ama yine de bu dönemlerin geçici olmasında fayda var. Yaptığınız işten tatmin de olsanız, motivasyonunuz yüksek de olsa bu kadar yoğunluk ve stres kesinlikle sağlığa zararlı.

Yine Yeni Yeniden Fırsatlar

Zamanını kestiremiyor olsam da eninde sonunda Amerika’daki işi bırakıp tamamen kendi işime geçeceğim belliydi. 2017 başlarında benim için bu kararı kolaylaştıran gelişmeler oldu. Sağlık sektöründeki büyük markalardan biriyle ortak bir projeye başladık. Projenin başarısı bizim için çok önemliydi ve bizim şirkete daha fazla zaman ayırmamızı iyice gerekli kıldı.

Aynı zamanda Amerika’daki iş ile benim isteklerim de giderek birbirinden iyice uzaklaşmaya başlamıştı. Yukarıda da bahsetmiştim, benim pozisyonum zaten ben daha Amerika’dayken benim istemediğim kadar teknik bir hal almıştı. Ben Türkiye’ye döndükten sonra bu durum daha da kötüleşti. Amerika’da olsam başka bir pozisyona geçerdim ama Türkiye’den uzaktan çalışarak bu mümkün değildi. Kısacası Amerika’daki iş bir süre sonra sadece para kazanmaktan ibaret olan bir hal aldı. Bu durumun kendi işimi kurmaya çalışıyor olmasam da çok fazla sürmeyeceği, eninde sonunda Amerika’daki işi bırakacağım iyice belli olmaya başladı.

2017 başlarında bütün bu gelişmeler ve düşüncelerin etrafında bir kez daha karar verip bu sefer gerçekten ayrıldım Amerika’daki işimden ve full-time kendi şirketim için çalışmaya başladım. Zor ve riskli bir karardı ama o adımı atmak gerekiyor, yapacak başka bir şey yok.

Yapılması gereken şeyi yapmak gerekiyor. Çok fazla insan bu noktalarda takılıp kalıyor gibime geliyor. Ne yapılması gerektiğini biliyorlar ama kararın büyüklüğü korkutuyor, caydırıyor insanları.

İş Kurma Hikayesi

Epilogue

Ben bunları yazarken 2022 başlarındayız. Yaklaşık bir beş yıldır full-time kendi işimi yapıyorum. Bir çok başarımız oldu ama bir yandan da şirketi tehdit eden bir çok kriz atlattık. Bunların sonuncusu da Covid-19. Sonradan sağlık turizmi dışında sektörlere de girmiştik. Maalesef çoğu pandemiden çok etkilendi. Bütün bu kriz anlarında tabi ister istemez insanın aklına geliyor acaba hata mı ettim zamanında uzaktan çalışıp dolarla para kazandığım işimi bırakarak diye. Ama kendim için doğru olanı yaptığımın cevabını çok rahat ve net verebiliyorum kendime. Bu yüzden de kendimi şanslı görüyorum.

Güvenli bir gelir kaynağının insanın huzuruna ve mutluluğuna katkısının çok olduğunu düşünüyorum. Ama tek başına yeterli değil maalesef. İnsanın mutlu olmak için yapması gerekeni yapması gerekiyor. Benzer süreçleri Amerika’dan Türkiye’ye temelli dönerken de yaşamıştım. İlgilenenler okuyabilir: Amerika’da Son Bir Buçuk Yıl. Bazen mutlu olmak için güvenli olan şeyleri arkada bırakıp bir yola çıkmak gerekiyor. Çevremizdekiler de maalesef zaten zor olan bu şeyi sizi desteklemeyerek daha da zorlaştırabiliyorlar. Her attığımız adım, her aldığımız risk de zaten doğru olmuyor. Çoğu zaman planlar patlıyor, başarısız oluyoruz. Bunlar olayın parçası ama işte. Mutlu olmak için ilerlemek, o mutlu olunan yere varmak gerekiyor. İlerlerken de dünyanın en şanslı insanı değilsek. mecbur düşe kalka ilerliyoruz. Yolda güvenli bir durakta durmak yetmiyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.